zuhal yaka

Tahinli Cevizli Kurabiye

Posted by: zuhalyaka on: 15 Mayıs 2012

Evde yalnız olduğumdan mıdır, yedirecek kimse bulamadığımdan mıdır bilemiyorum ama bu aralar pek mutfağa girdiğim söylenemez. Bu durum çok uzun sürmeyecek tabi, yaz sonuna kalmaz, Zühal girecek mutfağa, lezzetli yemekler pişecek mutfağında:)

Mutfaktaki bu durgunluğumu bozan sevgili mutfak dostu Endi’nin Mutfağı oldu, güzel kurabiye tarifini görünce dayanamadım , ben de denedim. Sonuç: Nefis:)

Malzemeler:

1 su bardağı tahin
1 su bardağı pudra şekeri
Yarım su bardağı sıvıyağ
Yarım su bardağı pekmez
3 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
1 su bardağı iri kıyılmış ceviz
Yağlı fırın kağıdı

Yapılışı:

Tahin,pekmez ve sıvı yağı çırpayoruz, pudra şekerini ilave edip çırpmaya devam ediyoruz.

2 su bardağı un, kabartma tozunu ve cevizleri ekleyip yoğuruyoruz. Hamurun kıvamına göre  geri kalan 1 bardak unu da azar azar ekliyoruz.
Kıvama gelen hamuru strech folyo yardımı ile rulo bir şekil vererek buzdolabında 30 dk kadar dinlendiriyoruz.
Dinlenen hamuru buzdolabından çıkarıp şekil verip, yağlı kağıt serilmiş fırın tepsimize diziyoruz.
180 derece fırında 15 dk pişiriyoruz.
Not: Tarifin orjinalinde buzdolabından çıkarılan hamur tekerlek şeklinde 1 cm kalınlığında kesip,yağlı kağıt serdiğimiz fırın kabına konuluyor, ben yuvarlak şekil vermeyi tercih ettim.
Endi’nin Mutfağı’ndan bir not : Kurabiyeler 15 dk da pişiyor fırından çıkardığınızda hala yumuşak olduklarını göreceksiniz oda sıcaklıgında kendi kendine sertleşiyor. Yumuşak diye daha fazla pişirmeyi denemeyin içindeki pekmezden dolayı çok çabuk yanabiliyor.Tecrübe ile sabittir :)

Havaya Girdim!

Posted by: zuhalyaka on: 04 Mayıs 2012

Daha önce bir yazımda bahsetmiştim, evleneceğim ama henüz havaya giremedim diye. An itibariyle havaya girmiş bulunuyorum hayırlı uğurlu olsun:)

Şimdi böyle pat diye nasıl havaya girdin derseniz, hafta başında nişan alışverişine çıkıldı, sonunda ben de anladım gelin olacağımı:)

Hep soruluyor nişan kıyafeti ve gelinlik için model bakıyor musun diye. Hayır bakmıyorum:) Çünkü biliyorum ki insanın aklındaki değil üzerine giydiğinde “bayıldığı” elbise/gelinlik alınıyor. Örneklerini ablamda yaşadım, bu nedenle hiç bir model olmadan aklımda, çıktım yola.. Bir tek renk vardı aklımda : mint yeşili.. Hoş o renk elbise bulamadım ama yeşili bir tonundan yakaladım:) Şimdi 9 Temmuz’u bekliyorum o harika elbisede açık havada gecenin yıldızı olabilmek için, tabi yanımda beyaz atlı prensimle:)

Arpacık Çorbası

Posted by: zuhalyaka on: 13 Nisan 2012

Arpacık çorbası genelde domatesli yapılır, ama ben evde domates olmadığı için domatessiz yaptım, çok lezzetli oldu tavsiye ediyorum:)
Malzemeler:

  • 5 su bardağı su
  • 1 çay bardağı arpacık
  • 1 yumurta
  • 1 tatlı kaşığı un
  • Çeyrek limon
  • Tuz

Üzeri için:

  • Tereyağ
  • Kırmızı toz biber

Yapılışı:

Bir tencereye suyu koyup kaynatın. Kaynayan suya arpacığı koyup pişmesini bekleyin. Arpacık pişerken bir yandan başka derin bir kapta yumurta ve limonu çırpın. Unu ekleyip topak kalmayacak şekilde güzelce çırpmaya devam edin. Kepçe yardımıyla kaynayan sudan azar azar alarak terbiyenin içine koyup çırpmaya devam edin, yumurtanın kesilmemesine dikkat edin. Terbiyeyi yavaş yavaş çorbaya ekleyin, tuzu ekleyin, bir taşım kaynatın.
Servis yapmadan önce isteğe bağlı olarak tereyağında kızdırdığınız kırmızı toz biberi çorbanın üzerine gezdirin.
Afiyet olsun.

Heyecan

Posted by: zuhalyaka on: 11 Nisan 2012

Başlıkta da belirttiğim gibi şimdiki durumum budur: garip bir heyecan. Neden diye sorarsanız bir önceki yazımdan (bkz. Evet) anlayabilirsiniz:) Düğün telaşı başladı ama ben İstanbul’da bizimkiler İzmir’de olunca yeterince havaya giremiyorum. Henüz kendimi “gelin” olarak göremiyorum yani..

Herkesin ilk sorduğu şey “gelinlik modeli baktın mı?”,”nişanda ne giyeceksin?” benimse cevabım belli: bilmem.. Evet hiç bir fikrim, bu konuda hiç bir hayalim, kafamda herhangi bir taslak yok. Tamamen doğaçlama yapacağım sanırım, gideceğim beğeneceğim deneyeceğim alacağım:D

Ev döşeme konusunda daha çok düşünüyorum mesela, nasıl olur, ne renk hakim olur, detaylar nasıl olur. Bunları daha çok düşünüyorum ama eminim ki aklımdaki gibi değil görüdüğümde “vuruldum” dediğim gibi olacak herşey. Tabi ki sadece benim vurulmam değil “vurulmamız” önemli:) Ne de olsa şimdilik iki kişilik bir yaşam bekliyor bizi..

Evet..

Posted by: zuhalyaka on: 05 Nisan 2012

 

“Sen bana mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” demiş ya şair, bilirmiş çünkü mutlululuğun resmi çizilemez, dökülemez kağıtlara kelimeler.. Mutlusundur işte, anlatmaya kalksan diyecek kelime bulamazsın, benzetecek bir şey yoktur, hiç bir şeye benzetmekte istemezsin zaten. Tektir, sana özeldir..

İşte bende şimdi böyleyim,mutluyum. Hani klasiktir ya “ufacık şeyle mutlu olmasını bilir kadınlar” :) Benimkisi koca bir mutluluk koca bir aşk, o “ufacık şey” de yanında bonusu:)

Birlikteyken ‘bir’ olabilmek için bir adım belki bu,ilk adım.. Adı her neyse hiç önemli değil önemli olan hissettirdikleri..

Hani dedin ya ‘ellerim benek benek, yüzüm buruş buruş olsa bile sevecek misin beni yine?’ , ben her anı dolu dolu yaşamaya hazırım..

En güzel deniz ,
henüz gidilmemiş olandır.
En güzel çocuk,
henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz
henüz yaşamadıklarımız..

Evet,eveettt,evveeeetttttt…

 

Şeker Hamuru ile Harikalar Yaratmak

Posted by: zuhalyaka on: 30 Mart 2012

Şeker hamuru ile yapılan herşeye bayılıyorum:)) İnsan yemeğe kıyamıyor resmen, tam bir sanat eseri. Henüz bu işe el atmadım(tamam itiraf ediyorum küçük bir girişimim oldu ama istediğim gibi değil) ama en kısa zamanda deneyip kendimce harikalar yaratacağıma inanıyorum:)

Dediğim gibi şimdilik kendi hünerlerimi sergileyemiyorum ama fikir edinme açısından şu güzel örnekleri paylaşmak isterim:)

 


Yoğurtlu Havuç Salatası

Posted by: zuhalyaka on: 29 Mart 2012

Yoğurtlu salataları çok severim, hem yapımı kolay, hem lezzeti güzel, hem de görüntüsü. Favori yoğurtlu salataların başında da havuç salatası gelmekte.

Nasıl yapıldığını bilmeyenler için kısaca anlatmak isterim, fakat bende ölçü yok, zaten salatanın da ölçüsü olmaz değil mi:)

Dilediğiniz kadar havucu rendeleyin. Rendelediğiniz havucu yanmaz tencerede az yağ ile havuçların rengi koyulaşıncaya kadar kavuruyoruz. Soğuduktan sonra yoğurtla karıştırıyoruz. Tabi tuz eklemeyi de unutmuyoruz:)

Tüm yemeklerin yanına yakışan oldukça pratik bir salatadır.

Afiyet olsun.

Canlan Biraz Kıpırda Kendine Gel

Posted by: zuhalyaka on: 28 Mart 2012

Havaların güzelleşmesinden midir nedir bu aralar üzerimde tam bir miskinlik hakim, bahar yorgunluğu mu başladı diyorum. Yapacak bir sürü iş birikmesine rağmen hiç birini yapmıyor sürekli erteliyorum. Bir de bu işler zorla yapacağım, yapmak zorunda olduğum şeyler değil, aksine keyif aldığım işler ama işte nasıl bir miskinlikse hiç bir şey yapmıyorum..

Tabi bu hiç birşey yapmamak daha yorucu aslında. Hem zamanı boşuna harcıyorum, hem de ha yapacağım ha yapacağım derken boşuna beynimi yoruyorum.. E artık buna DUR! demenin vakti geldi de geçiyor :)

Bunun için yapılacakları bir listede toplayıp önem sırasına göre sıralamak gerek. Tabi listenin en başında da yapılacaklar listesi oluşturmak var:)

İşin özü silkelenme zamanı!

Sanırım zaman yönetimi konusunda da öğrenmem gereken çok şey var. Aslında yapmak istediğim şeyleri bir zaman planlaması içinde yapsam hem keyif alır hem de kafamı rahatlatırım..

Şimdi bu kadar diyorum yapmam gereken şeyler falan diye.. Öyle merak edilecek şeyler değil, dedim ya keyif aldığım şeyler..

Blogla ilgilenmek , el işi yapmak, yeni şeyleri takip etmek, film izlemek, kitap okumak falan.. Yani aslında yapmak istediğim boş zamanlarımı pozitif yönde değerlendirmek :)

İşte bu yüzden kendi kendime söylüyorum..”Canlan biraz canlan biraz kıpırda kendine gel..”

 

Çingeneler Zamanı

Posted by: zuhalyaka on: 07 Mart 2012

İzmir’de her sene sonbaharda Balkanlılar Halk Oyunları Festivali düzenlenmekte. Yaklaşık 11-12 balkan ülkesinden halk oyunları ekibi 7-8 günlüğüne İzmir’e gelip, şehrin çeşitli yerlerinde kurulan sahnelerde oyunlarını sergileyip, kültürlerini tanıtmakta, bizim kültürümüzü tanımaktalar.

Balkanlı misafirlerimizin rehberliğini de Ege Üni. öğrencileri yapmakta. Ben de öğrenciyken 2 yıl bu festivalde Yunanistan ve Romanya‘nın rehberliğini yapmış, harika zaman geçirmiştim..

Peki ben bunu neden anlatıyorum. Bana o günlerden hatıra kalan bir şarkı var…

Festival boyunca canlı müzik eşliğinde yediğimiz akşam yemeklerinden sonra herkes kalkıp,kırk yıllık arkadaş gibi danseder eğlenir harika vakit geçirirdik.İşte o günlerden birinde orkestra bu şarkının ezgisini çalmaya başladığı anda 300 kişi birbirine sarılıp hepbir ağızdan söylemeye başladılar, ederlezi..

Benim için muhteşem bir andı, zaten balkan ezgilerini çok severim, bu şarkının ezgisi, hele ki 300 kişilik bir korodan dinlemek gerçekten çok etkileyiciydi. Ertesi gün bu halk şarkısını düzenleyip popüler olmasını sağlayan kişinin konserine gideceğimin farkında bile değildim..

Evet, ertesi gün Goran Bregoviç konserine davetliydik ve ben o güne kadar kendisini tanımıyordum. Ne büyük kayıp olduğunu konsere gittiğimde anladım..

İşte benim “Ederlezi” şarkısı ile tanışmam böyle oldu, sonradan öğrendim ki bu müzik “Çingeneler Zamanı – Time of the Gypsies” filminde Goran Bregoviçin uyarlaması ile kullanılmış..

Ederlezi -bizim için hıdırellez- tüm dünyada çingenelerce kutlanan bahar bayramı anlamına geliyor. Bu şarkı bir çok dilde aynı müzik kullanılıp sözleri değiştirilerek söylenmiş. Ama beni etkileyen orjinal yani romanca hali..

Ne zamandır “Çingeneler Zamanı” filmini izlemek istiyordum, sonunda izleyebildim. 1988 yapımı olan bu film gerçekten güzel ve etkileyici..

Anneannesiyle yaşayan bir yeniyetme çingenin hikayesini anlatan film, farklı ve etkileyici.

Konusu:

“Perhan Romanya’da büyükannesiyle yaşayan yeniyetme bir çingenedir. Çingenelerin doğayla bütün ve kendilerine has atmosferinde, Perhan da biraz kendi iç dünyasında biraz da kızarkadaşının aşk ateşinin içinde yaşamaktadır. Genç çingene, duygu yoğunluğu yaşadığında nesneleri uzaktan hareket ettirebilmektedir de.Mafyatik işler peşindeki Ahmed, ondan yararlanmak için Perhan’ı kendisiyle birlikte şehre gelmeye ve yaşadığı yeri terketmeye ikna eder. Perhan bu yeni hayata tek bir şey için katlanır: yeterince para biriktirmek ve sevdiklerine geri dönüp evlenebilmek. Bir yandan da bacağından ameliyat olmak için onlardan ayrılan kızkardeşini bulmayı ummaktadır.Yönetmen Emir Kusturica’ya uluslararası alanda tanınma getiren ve Cannes’da coşkuyla taçlandırlan bu ilgi çekici yapım, aynı zamanda tamamı çingene dilinde çekilen ilk film özelliğini de taşıyor. Müzik, dram, hayal, bildiğiniz tüm Kusturica bileşenlerini barındıran bir yapım.”

İzlemdiyseniz, izlemek için vakit ayırın derim..

İz

Posted by: zuhalyaka on: 01 Mart 2012

Uzun zamandır Canan Tan’ın İz kitabını okuyorum.. Uzun zamandır diyorum çünkü beni alıp götüren bir kitap olmadı ne yazık ki. Ben, olayların daha çabuk geliştiği, içsel yolculuktan çok olay örgüsünü detaylandıran kitaplardan daha çok zevk alıyorum, bir kez daha görmüş oldum.. Ama tabi ki kitap  güzel, öykü güzel, okunmalı..

Kitabın kahramanı Verda. Babası gibi avukat. Küçük yaşta annesi ve babası ayrılınca babasından kopmuş bir kadın. Kitap, Verda’nın babası ünlü avukat Vedat Karacan’ın intiharıyla başlıyor. Ve Verda, babasının intiharının arkasındaki gerçeklerin “İZ”ini sürmeye başlıyor.

Kitapta genel anlamda Verda’nın içsel çatışmaları, eskiye dönük özlemleri , pişmanlıkları anlatılıyor. Belki de bu nedenle uzun sürdü okumam, zaman zaman iç sıkılmaları yaşamama neden oldu. Ama bir kitaba başladım mı mutlaka bitmeli o kitap!

Twitter’dan Takip Et!

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.